August, 2009

Google sonuç sayfası : anlaşılabilirlik iş yapar

August 25th, 2009

Termosifon kelimesinin arandığı şu Google arama sonuç sayfasına (SERP) bir göz atalım.

pazarmetre_seo

Pazarmetre.com’un daha güçlü rakiplerini altta bırakarak birinci sırada listelendiğini görüyoruz. Sebeplerini inceliyorum :

PageRank, dışarıdan gelen link, domain gücü herşey bir kenara, Google müşteri (son kullanıcı) memnuniyetini öne alan, almak zorunda olan bir kurum. Bu yüzden bilindiği gibi Google algoritmasında daha çok tıklanan sonuçlar daha yukarı tırmanıyor.

Pazarmetre’nin avantajı temiz title, temiz description. Çok daha rahat algılanabilir ve okunabilir cümleler bunlar. Sonuç sayfasındaki alternatif sonuçlara bir göz atalım :

Hepsiburada.com sayfa “title”ında “Hepsiburada.com : Termosifonlar, Termosifonlar, Demirdöküm …” şeklinde kullanmış? ” Description”u ise “Termosifonlar, Termosifonlar, Demirdöküm, Ariston, Baymak, Bosch, Beko.” Bu Hepsiburada.com’un kendine olan güveninden olabilir. Ama fazla kendine güven basit hatalara yol açar.

Pazarmetre’nin meslektaşı Fiyatara.com, ya da birbaşka deyişle Mynet’in fiyatara servisi ise sayfa “title”ında “Fiyatara Termosifon Fiyatları,en ucuz fiyatları bul!” kullanmış. Kendi adını en öne yazmış. Karışık bir “title”. “Description”da ise yine kendi reklamını yapıyor : “En Ucuz Termosifon Fiyatları Fiyatara’da.Türkiye’nin Rakipsiz Internette fiyat araştırma,ucuz ürün bulma ve karşılaştırma motoru.

Pazarmetre’de yapılan uygulamanın farkı burada ortaya çıkıyor. Basit, yalın, amaca yönelik ve herkes tarafından anlaşılabilir (internetle ilgisi sadece gazete okumak olan insanlar bile anlayabilir). Sayfa “title”ı : “En Ucuz Termosifon – Pazar Metre” olabilecek en basit “title” herhalde. Sayfa “descriptionu” ise  “En ucuz Termosifon fiyatı nerede? En uygun ürün hangisi?“. Bu descriptionun bile uzun olduğu, ikileme içerdiği söylenebilir.

Sonuç olarak; arama sonuçlarında başarıyı yakalamak bir optimizasyondan geçer. Çoğu zaman yanlış anlaşılır, bu bir maksimizasyon değildir. Bütün keywordlerinizi doldurmak işe yaramaz. “Title”a kategori, alt kategori vesaire yazmak işinize yaramaz. İşinize yarayacak şey basit olmaktır. Çünkü bu sayede daha çok tıklanırsınız. İnsanlar sizi tercih ettikçe de daha yukarıda görüntülenirsiniz.

  • Sayfa “title”ınız basit olsun. Kategori, alt kategori veya “keyword” leri kullanarak kirlilik yaratmayın.
  • “Description”unuz amacınıza yönelik olsun. Markalar veya amaçsız açıklamalarla doldurmayın.

Pazarmetre.com uygulaması için yaptığım bir çalışmaya ise buraya tıklayarak (Pazarmetre kullanıcıları e-ticaretten neler bekliyor?) ulaşabilirsiniz. Özellikle e-ticaret marketing işleriyle ilgilenenler için faydalı olabilir.




Stephen Hawking ve kainatın sırrı

August 21st, 2009

Stephen Hawking kainatın kendi kendini yaratmış olabileceğini söylüyor. Oldukça büyük bir soruya oldukça büyük bir cevap!

Charter Cities

August 20th, 2009

How can a struggling country break out of poverty if it’s trapped in a system of bad rules? Economist Paul Romer unveils a bold idea: “charter cities,” city-scale administrative zones governed by a coalition of nations. (Could Guantánamo Bay become the next Hong Kong?

Arayüz tasarımcılarına bir test

August 19th, 2009

fitts-law-mac-menus-small

Bir arayüz tasarımcısı, arayüz (örnek monitör, telefon ekranı vs. ) yapısı hakkında düşündüğü kadar o arayüzle etkileşecek insan hakkında da düşünmelidir. İnsanın anatomisi gibi biyolojik özellikleri onun arayüzle etkileşiminin niteliğini belirler.

Fitt’s yasası olarak bilinen bir yasa var. Bu yasa temel olarak şunu diyor :   Arayüzde hedeflenen bir bölgeye hızlıca gitmek için gereken zaman, uzaklığın ve hedefin büyüklüğünün bir fonksiyonudur.

fitts-law-diagram

Bir çok arayüz tasarımcısı bu kanunu içgüdüsel olarak zaten bilirler. Ekranın uzak bir köşesindeki küçük bir nesneye yönelmek zor , ekranın en görünür (ortalar) bölgelerindeki büyük cisimlere yönelmek kolaydır.

Fitts yasası’ndan çıkarılan bir soru var. Ben bu soruyu useit.com daki bir yazıda okumuştum ve okuduktan sonra çeşitli tasarımcı arkadaşlarımla paylaştım. Yaptıkları işi ciddiye alan tasarımcıların bir kısmı hiç düşünmeden testi doğru şekilde yanıtladı, kimisi biraz düşünerek sonuca ulaştı.

Soru şu : “Sağ elini kullanan bir kullanıcının fare imleci ekranın tam ortasında olsun. Kullanıcıyı 1 piksellik bir alana tıklatmak istiyorsunuz. Kullanıcının en hızlı erişebileceği 5 pikseli sayın ve daha sonra bunları ulaşım hızına göre en hızlıdan yavaşa doğru sıralayın.

Evet soru bu kadar. Ekran türü veya işletim sistemi farketmez. Soru sadece arayüz yapısı (bu soruda bilgisayar ekranından bahsediliyor) ve insan anatomisiyle ilgili. Şimdi sıra cevapta. Eğer düşünmek istiyorsanız cevaba geçmeden önce kendinize biraz zaman tanıyın…

Cevap :

1.  Fare imlecinin o anda bulunduğu piksel. Bu piksele ulaşmak için fareyi hareket ettirmeniz gerekmez ve hata ihtimaliniz 0 dır, çünkü pratikte büyüklüğü sonsuzdur.

2.  Ekranın sağ alt köşesi

3. Ekranın sol üst köşesi

4.  Ekranın sağ üst köşesi

5. Ekranın  sol alt köşesi

Ekranın köşeleri ulaşmak için sadece faremizi o yönde itmemiz gerektiğinden ekrandaki diğer en hızlı ulaşılabilir noktalardır ve boyutlarını sonsuz kabul edebiliriz.

Sol elini kullanan bir kullanıcı için sıralama 1. maddeden sonra tersine dönecektir elbette.

Not : Yazıyı yazarken yazının orijinali ve kapsamlısının http://www.asktog.com/columns/022DesignedToGiveFitts.html adresinde olduğunu gördüm. Arayüz tasarımcılarına uygulanabilecek diğer testler için faydalı bir kaynak.

İnternet tabularımız

August 16th, 2009

Kirli bir yolculuk

ihbarweb

Biliyorsunuz ihbarweb.org.tr , Türkiye internetinin sansür ve denetim kurumu Bilgi Teknolojileri Kurumu – Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı (TİB) ‘nın internet ihbar merkezi. Buradan çeşitli konularda ihbarcılık yapıp rahatsız olduğunuz, yasak olması gerektiğini düşündüğünüz bir internet yayınını bildirebiliyorsunuz.

Geçerli ihbar kategorileri ise sınırlı. Yani bir siteyi ihbar edebilmeniz ve yasaklanması için çaba gösterebilmeniz için önce bazı şeyleri ihlal etmiş olması gerekiyor. Tabi en sonunda buna mahkeme karar veriyor, ihbarweb ve TİB bu arada sadece bu ihbarı savcılara taşıyan bir organ görevi görüyor.

Bu suç kategorilerinin, yasakların ve dokunulmazların toplumsal olarak tabularımızı ve bir anlamda çifte standartlı totaliter kodlarımızın temelini oluşturduğunu düşündüğüm için bu kirli yolculuğa çıkmaya karar verdim.

1. İntihara Yönlendirme (I don’t belong here)

Üniversitede öğrenci olduğum yıllarda (98-99 yılıydı yanlış hatırlamıyorsam) bir satanist avı furyası yaşanıyordu. Tüm basın ve emniyet, ortaçağı andırır biçimde satanist gençlerin peşinde sürek avına çıkmıştı hatırlarsınız. Toplu bir mahalle baskısı, Türk ve müslüman dev bir yumruğa dönüşmüş, siyah giyenleri, koyu tonlarda makyaj yapan genç kızları, rock dinleyen tüm gençleri barlardan, pasajlardan toplayıp, heavy metal kasetlerine el koyup, ülkemize yönelik büyük tehdidi bastırmaya çalışıyordu.

Bunun dışında ergenliğe özgü ruhsal bunalım yaşayan, ya da sadece metal müzik dinleyen herkes satanist olmakla “itham” ediliyor, toplumdaki bu büyük engizisyonda şeytana tapmakla yargılanıyordu. Polis ekiplerinin Taksim çevresinde yaptığı çevirmeleri, Akmar pasajı baskınlarını hatırlayın.

Üniversitede biraz marjinal müzik ve şov yapan bir grubun üyesi olan arkadaşım sayesinde çok iyi gördüğüm üzere, bu satanizm öğeli senaryo basın tarafından çok tutulmuştu. O kadar ki, senaryoya devam bölümleri bizatihi medya tarafından yazılıyordu. Star televizyonu bu arkadaşlarımı grubunuzun haberini yapacağız diye eski sur ve sarnıç kalıntılarına götürmüş, sahne şovlarında kullandıkları maske ve makyajlı oldukları halde onları karanlık tünellerde yürüterek, “satanistler işte böyle yaşıyorlar” diye ürkütücü efektler eşiliğinde bu gizli şer mihraklarını güzeller güzeli toplumumuza faş etmişti.

İşte tam bu sıralarda Ataköy 9. kısımdan bir intihar haberi geldi. Haber vurucuydu çünkü iki kişi, iki genç beraber intihar etmişti. 22 Haziran 1998 günü gerçekleşen bu olayı Hürriyet gazetesi şöyle “haberlemiş” :

Ataköy dün akşam korkunç bir olaya sahne oldu. Şizofren olduğu ve uzun süredir tedavi gördüğü öne sürülen Alman Lisesi öğrencisi 14 yaşındaki Alp Cenan Yuğaç, 14. kattan ölüme atlarken, okul arkadaşı 17 yaşındaki Aslı Yardımcı’yı da peşinden sürükledi.
Ataköy’de Yardımcı’nın oturduğu apartmanın 14. katından atlayan iki genç korkunç sondan önce duvara ‘‘Hepinizi seviyoruz. Ama buraya ait değiliz. We don’t belong here’’ diye yazdılar. Olayın şokundan uzun süre kurtulamayan apartman sakinleri, iki gencin ‘Şeytana tapanlar’ grubunun üyesi olduklarını ve sık sık bir araya gelip ayin yaptıklarını iddia ettiler.

Evet işte bu kadar. Her paragrafta ölen iki gencin şeytana taptıkları iddiasını gözümüze sokarak hatırlatıyor Hürriyet muhabiri. Daha tazecik iki insanın, iki gencin yüreklerini burkan, onları hayat denen bu güzel sahiplenmeden vazgeçecek kadar bunalıma sürükleyen ne vardı, neler yaşandı diye meraklandırmak yerine, toplumsal vicdanımıza merhem oluyor bu muhabir: satanisttiler de ondan.

Devam ediyoruz :

MOR HAYRANI…

Sık sık intiharı düşündüğü, mor rengi çok sevdiği için tırnaklarını mora boyadığı belirtilen Alp Cenan Yuğaç ile Aslı Yardımcı’nın ‘Mor ve Ötesi’ adlı gruba da hayranlık besledikleri öğrenildi. İki genç akşam saatlerinde Zeynep isimli arkadaşlarının ayrılmasından bir süre sonra dışarı çıktılar. Birlikte apartmanın en üst katına çıkan gençler, sahanlığın duvarına mor renkli pastel kalemle, ‘‘Hepinizi seviyoruz. Ama buraya ait değiliz. We don’t belong here’’ diye yazdılar.

O zamanlar tabi ki Mor ve Ötesi bu kadar halktan bir grup değildi ve bu gencecik insanların bunalımı yalnızca satanizm olabilirdi. Ne aile, ne okul, ne bu baskıcı ülke, ne bu sevgisiz dünya. Hiçbirşey Radiohead ile Mor ve Ötesi gibi garip müzik grupları dinledikleri ve mor oje sürdükleri gerçeğini değiştiremezdi. Halbuki haberin devamında intihar eden erkek çocuğun bir süredir psikolojik tedavi gördüğü anlatılıyor. Ama bu yeterli olamaz. Haberin devamında yine başa dönülüyor ve polisin tek tip kıyafetler giyen bu satanist grubu ele geçirmek için operasyonlara başlayacağı anlatılıyor ve haber iyice şirazeden çıkıp bir Dan Brown kitabına dönüşüyor. http://webarsiv.hurriyet.com.tr/1998/06/22/51019.asp

Aradan 10 yıl geçtikten sonra bize inanılmaz derecede geri gelen , memleketin o ruh hali değil mi? Nasıl bir geri kafalılık. Mor ve Ötesi’ni Eurovision’a yolladık, baş tacı ettik, en popüler rock-pop gruplarından biri haline geldi ve artık bazı intiharları daha iyi anlıyoruz artık , en azından anlamaya çalışıyoruz , bu ruh hali ne kadar karmaşık ve anlaşılmaz olabilse de. Kimbilir başka konularda bir 10 yıl sonra baktığımızda şaşkınlığa uğrayacağımız nice geri kafalılık içindeyiz.

İntihara teşvik edilmez kimse. Edilemez. Yaşama güdüsü en temel insan hatta canlı güdüsüdür. Balinalar ve yunuslar sadece beyin mekanizmalarındaki bir şaşkınlıkla intihar ederler, ama biz insanlar çok daha karmaşık ruh dünyalarımızda, insanca ilişkiler, sevgi dolu içten ve onurlu bir hayatı filizlendirebilirsek ona mutlulukla tutunabiliriz. Yalnızlığın, mutsuzluğun tüm renkleri kendine boyadığı bu sürekli mücadele ve yaratım dünyasında bazı insanlar yaşamayı istemiyorlarsa öncelikle bu dünyayı değiştirmek zorundayız.

Aileler çocuklarının, bir internet sayfasındaki görüşlerden etkilenip intihar edeceğinden, yöneleceğinden korkuyorlarsa, korkmasınlar. Çünkü bunun çözümü ailenin içindedir. Ayrıca hiç kimse bu tip içerikleri çocukların ve gençlerin erişimine engelleyen filtreleme yazılımları türünden çözümlerin karşısında değil. Olmayacak ta. Fakat “İntihara Yönlendirmek” türünden bir başlık altında toplanan ve kastedilen içeriğin yetişkinlerin erişimine açık olmasının bir özgürlük sorunu olduğu gerçeğini görmek zorundayız. Eğer bu böyle olmasaydı, emin olun 10 yıl önce, Radiohead’in (kimileri burun kıvırsa, çok ayağa düştüğünü falan da söylese, arabesk te bulsa bence güzel bir şarkıdır) Creep şarkısı ülkemizde yukardaki intihardan sonra yasaklanmış olacaktı. Ben aşağıda bu şarkının sözlerinin bir kısmını yazmak istiyorum :

Radiohead – Creep

When you were here before,
Couldn’t look you in the eye
You’re just like an angel,
Your skin makes me cry

You float like a feather
In a beautiful world
I wish I was special
You’re so fuckin’ special

But I’m a creep,
I’m a weirdo
What the hell am I doin’ here?

I don’t belong here

radiohead

Türkiye Korsan Partisi mi?

August 16th, 2009

1 Koltuk 1 Koltuktur

Bir torrent paylaşım sitesi olan The Pirate Bay ‘in yasadışı dosya dağıtımına yardımcı olduğu ve telif hakları ihlali yaptığı iddiasıyla IFPI tarafından açılan dava ne çok şeyi değiştirdi. Davanın gidişi boyunca İsveç’te 2006 yılında kurulmuş olan Korsan Parti (Pirat Partiet) müthiş bir ilgi gördü, üye ve oy sayısını arttırdı.

Korsan Bayrağı

Sonunda %7 oy alarak İsveç Parlementosuna ve dolayısıyla Avrupa Parlementosuna girince ortalık biraz karıştı tabi ki. Ancak olaylı mahkeme sürecinden mahkumiyet kararı çıktı bildiğiniz gibi. Mahkeme sitenin kurucuları Peter Sunde, Fredrik Neij, Gottfrid Svartholm ve Carl Lundström için birer yıl hapis ve toplam 5.7 milyon TL (30 milyon Kron) para cezasına hükmetti, temyiz hakimin taraflı olduğu yönündeki iddiaları reddetti ve mahkemenin verdiği kararı onayladı.

Bu arada The Pirate Bay, 20 milyon kullanıcılı bu dev paylaşım üssü, Global Gaming Factory isimli bir şirkete 12 milyon TL karşılığı satıldı. Yeni sahibi site hakkındaki projelerini açıklarken, kullanıcılar P2P nin ve dosya paylaşımıın bir başka büyük mağlubiyeti hakkında ne yapacaklarını forumlarda tartışaduruyorlar. Bu sırada Korsan Parti’nin parlementodaki tek koltuğunda oturan Christian Engström yaptığı açıklamalarda İsveç adaletine yönelik sert açıklamalarda bulundu. Eleştirilerinin temel noktası telif hakları konusunda adalet sistemine güvenilemeyeceğiydi.

Türk korsanları denize açılıyor

Olayları bir hatırlayalım istedim. Telif hakları (Copyright) çok ilginç bir konu. Üzerinde çok tartışılıyor. Fakat bizim ülkemizde değil henüz yeni yeni konu oluyor. Geçenlerde FriendFeed’de Serdar Kuzuloğlu’nun Türkiye Korsan Partisi‘ni kurma çalışmalarından bahsetmesi bu konu üzerinde tartışmalara neden oldu.

Birçok insan bu işe destek verdi, örneğin 5 Posta. İnternet’te yaşayan, çalışan, hayatında önemli bir yere oturtan herkes bu girişime destek verecektir. Bu kesin.

Korsan Parti’nin isminden kaynaklanan yasadışı dosya paylaşımına destek olduğu, “korsanlığı” desteklediği düşüncesi zamanla aşılacaktır.

Hem Korsan Parti ismi dikkat çekici olması açısından amaca hizmet de edecektir.

Fakat henüz çok az insan İsveç Korsan Partisi deklerasyonunu okudu, anladı. Bence buradan başlamalı. Korsan Parti’nin ne olduğu, neyi amaçladığı, Türkiye özelinde neleri yapması gerektiği, politik tavrı hep buradan çıkarak tartışılmalı ve oluşturulmalı.

Ben bu deklerasyonu İngilizce çevirisinden okudum. Şimdi sizler için Korsan Parti’nin ne deklerasyonunu açıklamaya çalışacağım. Farklı yorumları olanlar lütfen katkıda bulunun.

Korsan Parti Deklerasyonu’ndan ne anladım?

Korsan Parti, temel siyasetini 3 ayak üzerine oturtmuştur:

  1. Kişisel Mahremiyet Hakkı
  2. Copyright (Telif) yasalarında kamu yararına değişiklikler
  3. Patent ve tekelleşmeye karşı mücadele yürütmek

Kişisel Mahremiyet Hakkı
Kişisel Mahremiyet, bütün modern anayasalarda (T.C Anayasası dahil) güvence altına alınan bir haktır. Fikir ve ifade özgürlüğünü, haberleşme, haber alma özgürlüğünü tanımlar. T.C Anayasası şöyle der:

Madde 22 : Herkes, haberleşme hürriyetine sahiptir. Haberleşmenin gizliliği esastır.

Bununla birlikte günümüzde hükümetlerin herhangi bir suçtan şüpheli olmayan sıradan vatandaşlar üzerinde gözetim kurması vatandaşların anayasal haklarının ihlalidir. Korsan Parti bu türden uygulamaların karşısında olacak, bu tür uygulamalara girişen hükümetlere karşı muhalefet edecektir.

Somut politika olarak posta ve telefon iletişimine yönelik gizlilik uygulamalarının genel ve tüm iletişim biçimlerini kapsayacak şekilde genişletilerek yasalaştırılmasını talep etmektedir. Başka birisinin mektuplarını okumak, telefonlarını dinlemek nasıl yasak ise, aynı şekilde başka birinin e-maillerini, SMS lerini ya da diğer türden mesajlarını okumak, dinlemek, açıklamak yasak olmalıdır. Vatandaşların haberleşme mahremiyetleri çok sıkı bir şekilde kanunlarla güvence altına alınmalıdır.

Telif yasalarında kamu yararına değişiklikler

Korsan Parti, telif kanunlarının bugünkü durumunun ticari çıkarlar ile kamu yararı arasındaki dengeyi kamu yararı aleyhine yitirdiğini belirtmektedir. (”We want to create a fair and balanced copyright”)

Kanunlar değiştirilmelidir : Telif yasalarıyla korunan materyallerin ticari kullanımı ve dağıtımı telif yasalarıyla korunmaya devam etmelidir, ancak kar amacı gütmeyen kullanımların paylaşımı veya dağıtımı toplumun faydasına olacağından hiçbir şekilde yasadışı olmamalıdır.

Patent ve Tekelleşmeye karşı mücadele

Korsan Parti, patentin (bir teknoloji üzerindeki tekel garantisi) teknolojik gelişmeyi engellediğini, toplumun geneline zarar verdiğini, sistem içinde genel için fayda sağlayabilecek rekabet olanaklarını özellikle Küçük ve Orta ölçekli girişimler aleyhine kısıtladığını söyleyerek, aşamalı olarak Patentleri kaldırmak istediğini açıklamıştır. Bir fikri icat edenler patent tekeline değil, yaratıcı tasarımlara, müşteri memnuniyetine, fiyatlandırma ve kalite kriterlerine sarılmalıdırlar.

Patentler aynı zamanda tekelleşmeye neden olmaktadır. Özellikle büyük şirketler patentler sayesinde tekelleşmeye gitmekte, dosya formatları, arayüzler gibi şeyler hakkındaki bilgileri gizleyerek , rekabet olanaklarını baltalamakta , açık ve adil pazar ekonomisinin oluşması önünde engel oluşturmaktadır.

Korsan parti açık standartları ve açık kodu desteklemektedir.

Politik Tavır

Korsan Parti , iktidar olmaya niyetlenmemektedir. Burası çok önemli çünkü bazı yerlerde “iktidar olmak çok zor!” şeklinde yorumlara rastlıyorum. Korsan Parti parlementoda bir kaldıraç gücüyle almak istemektedir. Hatırlayın İsveç Korsan Partisi’nin, İsveç hükümetinin “Intellectual Property Rights Enforcement Directive” – IPRED adıyla bilinen ve telif sahiplerine büyük haklar sağlayan yasasına karşı muhalefeti birçok yerde haber olmuştu.

Korsan Parti, yukarda belirtilen 3 prensibe uygun düzenlemeler yapan iktidarları destekleyecek, aksi düzenlemeler yaptığı zaman muhalefet edecektir.

Hareketi bir bütün halinde tutmak için bu prensiplerle ilgili olmayan diğer konularda, örnek Ergenekon davası vs, politik olarak tavır sergilenmeyecektir. Bu noktanın hareketin sağlıklı ilerlemesi ve başarıya ulaşması açısından çok önemli olduğunu düşünüyorum.

Partinin asıl ve tek ilgi alanı kişisel mahremiyet özgürlüğü, telif hakları reformu, patent yasalarına karşı mücadele üçlüsü olacaktır.

Türkiyem Cennetim

Türkiye. Güzel memleketimiz. Datça’sıyla Göceğiyle koylarıyla. Şurda tatile çıkmama kaç saat kaldı? Peki ama, kişisel özgürlük ihlalleri? Kamuya açık yerlerde internete bağlanırken T.C Kimlik No girme zorunluluğunun getirilecek olması. Sürekli ama sürekli izlenmemiz ve dinlenmemiz. Artık bunlar komplo teorisi değil, gerçeğimiz.

Türkiye’de modern bir Avrupa demokrasisinden daha gerideyiz. Gece geç saatlerde Mecliste kabul edilen birçok yasa , kapalı kapılar ardında gizli kapaklı uygulanıyor. Türkiye en yukardan, iktidarın en tepesinden başlayan bir anlayışla polis ve gözetim devleti haline getiriliyor.

Mahkeme kararlarıyla siteler tümden kapanıyor. Lütfen yanılmayın.. Bu savcıların, hakimlerin bilgisizliği değil. “O içeriği kaldırmak varken tümünü yasaklamak ne” diye düşünüp gülüp geçmeyin. Bu kasıtlı bir denetim ve gözetim kampanyası.

Eğer karşı çıkmazsak, hepimiz an be an gözetleniyor olacağız. Bugün kamuya açık yerlerde T.C Kimlik numarası, yarın evinizde. FriendFeed’de Korsan Parti feedinin altına şöyle bir yorum yapmıştım :

Tabi Türkiye’deki kişisel özgürlükler çok daha kısıtlı olduğu için o tarafta yapılacak çok çaba var. Örneğin bildiğiniz gibi Emniyet teşkilatının çeşitli yerler MOBESE kameraları var. Her MOBESE kamerasının altına aslında “burada bir mobese kamerası vardır” şeklinde bir yazı konulması mahremiyet prensibi açısından gereklidir. Aksi takdirde devlet gizli kamera ile vatandaşlarını izlemiş olur. Peki siz hiç MOBESE kamerası gördünüz mü?

Korsanlar ne yapacak?

August 16th, 2009

Korsan yuvası darmaduman

Anaam korsan

Bakıyorum da Türkiye Korsan Partisi kurulması konusunda dönen tartışmalar telif haklarına odaklanmış.

Bence tek başına doğru değil. Çünkü esas ve öncelikli konumuz kişisel haklar olmalı. Türkiye’de kişisel haklar konusunda çok gerideyiz unutmayın. Esas mücadele burada verilmek zorunda.

Gelelim telif haklarındaki esas probleme: özgür paylaşım ve P2P , napster den bu yana sonunda hep kaybediyor. Sorun bu. Pirate Bay’ın kurucuları büyük cezalar aldılar , sonuçta korsan yuvasını satın alan Global Gaming Factory şirketi telif hakkı sahiplerini de koruyan yeni ve kullanıcı ücretlendirmesine dayalı bir iş modeline gideceklerini açıkladı. Ağustos ayında bu sistem tamamlanmış olacak. GGF Ceo’su Hans Pandeya şöyle buyurmuş : “İçerik sağlayıcıların ve telif sahiplerinin, site üzerinden indirilen içerikten ödeme almalarını sağlayacak yeni bir sistemi oluşturacağız.” İşte olay bu. Mağlubiyet. Korsan üssünün İngiliz Kraliyet Donanması tarafından basılıp dağıtılması.

Ama durun, P2P hiçbir yere gitmeyecek.

Neden mi? Çünkü hem teknik olarak engellenemez hem de bir insan hakkı.

Olaya telif sahiplerinin hakkı ne olacak diye baktığımızda sanırım kimse Sezen Aksu’nun yeni bir şarkısında hiç para kazanamamasını istemez, ya da George Lukas’ın yeni bir film için para bulamayacak olmasını. İçimiz, haktan yana olan insanlar olarak buna izin vermez.

Ancak gördüğüm kadarıyla bu konuda konuşan birçok kişi henüz Pirate Party bildirgesini okumamış bile. Korsan Parti, telifin tamamen kaldırılmasını değil, kamu yararına düzenlenmesini savunuyor.

Hemen açıklamak istiyorum : kitapçıdan bir kitap alıp okuduğunuzda bunu arkadaşlarınızla paylaşabilirsiniz, bir filmin dvd sini aldığınızda bunu arkadaşınıza ödünç verbilirsiniz. Oysa internet üzerinden bunu yapamazsınız. Bu suçtur. Halbuki paylaşım, doğal bir insan hakkıdır. Telif sahiplerinin haklı oldukları bir nokta ve haksız oldukları diğer bir nokta var. Haklı oldukları şey, internet üzerinde insanların bir anda sahip oldukları içeriği milyonlarca kişiyle paylaşabilmeleri. Bu durumda telif hakkı sahipleri mağdur oluyor. Haksız oldukları nokta ise ürettikleri bir içerikte sonsuza dek hak sahibi olmak istemeleri. Bu süreler çok makul zamanlarla kısıtlanmalı. Fakat bu telif yasalarında değişiklik demek.

Sonuç olarak “e peki telif hakları ne olacak?” diyenlere şunları söyleyebilirim:

Hangi paylaşımlar suçtur? Hangi paylaşımlar telif hakkı ihlali sayılmaz? Arkadaşınızla kitabınızı paylaşmak suç mudur? Elbette hayır. Peki bu durumda adil bir dengeyi nasıl kuracağız. Sorun burada.
Bir yaratım, fikir eseri sonsuz süreyle üretene mi aittir. Bu sürenin uzunluğu yüzünden ne kadar çok kültürel ve bilimsel yaratıdan mahrum kaldığımızın farkında mısınız?

Teknik olarak ta engellenemez, çünkü açık kod ve açık topluluk (community) yeni formatları ve alternatif iletişim kanallarını üretecektir.

Türkiye İsveç değil

Geçenlerde mahkeme kaleminde bir işim vardı. Mahkeme kalemindeki memure, davada hakime sinirlenip küfür ettiği için esas yargılandığı suçtan değil de , “Kamu görevlisine hakaret ve kamunun manevi şahsiyetini …” bişey birşey yapmaktan (tezhir, tenkir?) 1 yıl hapis cezasına çarptırdığını söyledi. Ben de “İsveç olsaydı böyle olmazdı” dedim nedense, birtür arada kalmışlık refleksiyle. Belki İsveç’te de böyle olurdu ama, o gün beni de Türkiye’de devletle davası olan milyonlarca insanın da yaşadığı ve hissettirildiği gibi, güzel ülkemizde devlet vatandaşından üstündür ve vatandaş baskıcı yasalarla boğuşurken, devlete saygı ve sevgide kusur etmemelidir. Yoksa fena olur.

Kurulacak bir Türkiye Korsan Partisi, global ölçekte bu telif ve patent meselesine yoğunlaşırken, yerel ölçekte kişisel haklar ve mahremiyet projelerine yoğunlaşmalıdır. Birkaç gündem maddesi :

  1. İnternet’teki sansür akımı ve internete yönelik totaliter düşünce
  2. Emniyetin İnternet izleme faaliyetleri
  3. Emniyetin genel dijital izleme faliyetleri (örneğin Mobese)

Bu türden düşünceleri kapsamayan bir Korsan Parti hareketi benim için yüzeysel bir çabadan öteye gitmeyecek, ayrıca da üstlendiği dönüşümü gerçekleştirecek gerçekçiliği sağlayamayacaktır. Çünkü ne bir Pirate Bay davası var, ne de Türkiye, İsveç.

internet !!!

Blog yazmanın dayanılmaz hafifliği

August 16th, 2009

Topluluğun içindeki otonom bir parçadır her blog. Sadece kendi görüşünü yansıtır.

Dayatmacıdır. Özgürlük topluluğun bütününe baktığınızdadır. Her blog yazarı kendi özerk otonom alanında kendi borusunu öttürür, kendi varoluşunu tanımlar.
Konu ne?

Bu blogda ben internet, teknoloji konularında yazacağım. Elbette kendimize göre bir kafamız var. O kafadan çıkacak şeyler olacak.