‘what is a category?’ Category

Büyük resim

April 1st, 2010

Dünya Ekonomik Forumu’nun (bir daha da gitmediğimiz davos’ta yapılan) yayınladığı , 2009-2010 Küresel Bilgi Teknolojileri raporundaki Network Readiness Index (NRI) sıralamasında Türkiye’yi küresel ölçekteki  59. olarak belirlemiş. Kendi gelir grubumuzda (UM-Upper Middle-Orta Üst gelir grubu) 17.sıradayız. Örneğin Malezya da bizim gelir grubunda ama küresel ölçekte 27. sırada gözüküyor.

Bu sıralamanın ne anlama geldiğini  wikipedia ile açıklayacak olursak : NRI , ülkelerin bilgi ve iletişim teknolojilerinin yarattığı fırsatlardan yararlanma eğilimlerini sıralamayı amaçlıyor. (Bkz : NRI@Wikipedia )

Türkiye dünyanın 17. büyük ekonomisi olduğunu iddia ediyorsa; geleceğe  ekonomik büyüklüğünü geliştirerek sürdülebilir bir büyüme ile hazırlanmak istiyorsa, sürdürülebilir ve gelişkin bir ekonomik geleceğin temelini hazırlayan bilgi teknolojilerini özümsemek durumunda * .

Bırakın bu teknolojileri özümsemeyi, yasaklar, alt yapı yetersizlikleri ile boğuşuyoruz. Siyasal arenada ise bilişim politikaları ülke gündemine giremediği gibi, güç odakları tarafından sınırlayıcı yasalarla ve stratejiden yoksun “stratejilerle” güdülmeye çalışılıyor. Daha çok dinleme, e-devlet, telekulak, izleme faaliyetleri ve “internet üzerinden işlenen suçlar”ın kontrolüne adamış durumdayız enerjimizi.

İnsanlığın asıl ilerlemelerinin, her bireye bir polis ile değil, özgürleşme ile olduğunu aklımızda tutmalıyız. Bütün özgürlük devrimleri, iktidarın denetlemelerine karşı mücadeleler sonucu olmuştur.

Demokrasi, bu mücadeleleri medenileştirmek,kansız hale getirmek kadar; ortak , pozitif ve uzlaşmacı bir aklın siyasette yer bulması görevine de sahiptir.

Ve bu görev, pasif bir durum değil, yurttaşların katılımıyla sağlanabilecek aktif bir dışavurum halidir.

——————

* Bilişim teknolojilerinin sürdürlebilir bir ekonomik geleceğin altyapısı olduğu tespiti bahsi geçen rapora ait.

2010 Küresel Bilişim Teknolojileri Raporunu buradan indirebilirsiniz

Netdaş Hareketi

Televidyon.com’un yeni arayüzüyle ilgili bir Not

April 1st, 2010

Televidyon.com sevdiğim sitelerden biri. İçeriklerini ve gösterdikleri özeni takdir ettiğim bir çalışma. Yeni tasarımlarıyla henüz karşılaştım. İlk dikkatimi çeken daha önceden de sitede en çok kullandığım arayüz oldu : üst menü.

Bu türden menüler, web işinde arayüzlerin ayrılmaz parçalarıdır. İçeriğe çok yakın yerlerde,  görülmenin yüksek olduğu bölümlerde, bütün içeriği sınıflandıran aynı zamanda onlara erişim sağlama iddiası olan işlevler sunmakla yükümlüdürler.

Ammaa…İçeriklerin ya da işlevlerin çok farklı kanallarda gruplandığı sitelerde, bu ana menüler dallanmalar içermek zorundadır. Bu dallanmalar, kullanıcının istediği içeriğe veya işleve gitmesini kolaylaştırmak için çoğunlukla hiyerarşik olarak sunulurlar. Önemli olanın hızlı erişim işlevi olmasına rağmen, genelde bu öğeler içerik ve işlev kataloğunun hızlıca gözden geçirilebilmesi işini de üstlenirler.

Ve birbiriyle kimi durumlarda çelişen görevler yüklenen her fonksiyonel yapı gibi

sıkıntılara yok açarlar.

Bu sıkıntılardan birincisi arayüzden beklenen görevlerin kimi zamanlarda çelişmesinden kaynaklanır. Bu türden kırılgan bir menü; içerik ve işlev bölümlerinin okunulup anlaşılmasını sağlayacak kadar uzun görüntülenmelidir. Fakat hızlı gezinmeye imkan verecek şekilde de tutarlı ve çabuk olmaları gerekir.

Televidyon.com’daki gibi bir menü, kullanıcı fare işaretçisini üzerinde tuttuğu sürece altındaki dallanmaları gösterir. Üstelik kullanıcı birbiriyle aynı seviyedeki dallanmalar arasında gezinebilir.

Bruce Tognazzini‘nin şöyle yazmış :

Hiyerarşik menülerin tıkandığı nokta nedir ve bu darboğazı aşmak için Macintosh’ta, Windows’ta olmayan hangi teknik kullanılmıştır? Uygulanabilecek başka teknikler düşünebiliyor musunuz?

Buradaki sorun birinci ve ikinci seviye menüler arasındaki geçiştir. Windows’ta kullanıcı açılan menüye geçerken aşağıdaki menüye kaymamaya dikkat etmek zorundadır.

Mac hiyerarşik menü algoritmasını tanımlarken, V şeklinde bir tampon bölgeye gerek duymuştum. Öyle ki, kullanıcı açılan menüye yaklaştıkça, istemediği bir menüye atlama korkusu yaşamadan, gittikçe artan bir hata payı ile hareket edebilsin. Ortalamada birkaç piksel fazla gitse bile menü yine de açık kalsın. Apple hiyerarşik menüleri, yine de tek seviyeli menülerden daha az verimlidir, ama en azından ortalama bir video oyunundan daha az karışıktır.

Bunun yerine Windows aşağıya geçmeden önce, hiyerarşik meüyü yarım saniye kadar açık bırakır. Böylece, işletim sisteminin birçok başka bölümünde yaptığı gibi, Mac’i anlamadan taklit etmeye çalışır. Neden ve sonuç ilişkisini 1/2 saniye ile birbirinden koparır, ki bu süre insan-bilgisayar etkileşiminde uzun, çok uzun bir zaman sayılır. O yarım saniyede hiyerarşik menüye ulaştıysanız, Windows davranışı Mac’inkinden ayırt edilemez. Aksi halde, çok az kullanıcının çözebileceği anlaşılmaz bir davranış olur.[1]

Televidyon.com’da kullanılan menüde de benzer bir durum söz konusu.

Kullanıcının Mizah > AlkışlarlaYaşıyorum menüsünden, Sektör > Savunma Sanatı menüsüne gitmek istiyorum. Aslında beklediğim yönelim şu şekilde :

Turing Test

Fakat menüden çapraz yada kavisli şekilde bir hareketle çıktığımda bütün hiyerarşik menü kayboluyor. Tekrar kök menüye imlecle gidip, kök kısmından açıp yatay bir imleç hareketiyle baştan başlamam gerek. Yada aşağıdaki şekildeki gibi, önce yukarı kök menüye kadar hareket edip sonra yatay sonrada dikey fakat aşağı yönlü bir rota izlemeliyim.

Turing Test

Bu şekilde davranan menülerin, tekrarlı harcanan zihinsel efor yanında bir başka dezavantajı daha var: ergonomi. Konu insan yapısına dayanıyor. Fareyi elimizle (genelde – ayağımla kullandığım olmadı değil- :) kullanıyoruz ve bileğimizi bir yere yaslayarak hareket ediyoruz. Buna “pivot hareket” deniyor. Bir noktanın etrafında hareket eden manasında. Doğru çizgiler çekmek yerine eğriler çizmeye daha yatkın bir anatomiye sahibiz. Fakat bu türden menülerin buna uygun davranmadığını çok sık görüyorum.

Bunu düzeltmek için bir çok çözüm bulunabilir sanırım. Bruce Tognazzini‘nin Apple’in ilk dönemlerinde Mac için arayüz tasarlarken kullandığı yöntem düşünülebilir.[1] Günümüz web teknolojilerinde html, javascript, css  vb ile uygulamak çok zor olmaz herhalde. jQuery gibi nefis arayüzler varken üstelik.

Bu arada Bruce Tognazzi’ye referans verdim sürekli: kendisi bu konuda epey kariyerli bir abi.  Kendisi Apple’da Mac için arayüz tasarlamış ve 14 yıl çalışmış, sonra Sun Microsystem’de görev almış ,şimdi de  Norman Nielsen Group (ki bir tasarım, kullanılabilirlik ve test danışmanlığı firması) ortaklarından birisi.

—-

[1] http://www.asktog.com/columns/022DesignedToGiveFitts.html (6.soru)

Etiketler, kategoriler ve arayüzler II

March 16th, 2010


Etiket bulutlarını niye sevmiyorum ?

Özellikle web 2.0 uygulamalarında, veri sınıflandırması etiketler üzerinden yürütüldüğü için , kullanıcıya ilgili içerikleri görebilmesi için bir etiket listesi gösterilir. Bu etiket listesi muhtemelen tüm içerikler için tanımlanmış etiketlerin listesidir. Çoğu zaman bu listede etiketler, o sitenin verileri içindeki ağırlıklarına göre farklı görüntülenirler. Daha çok kullanılan etiket daha büyük, daha az kullanılan küçük gösterilir. Böylece kullanıcı ilk bakışta o sitenin hangi kavramlarla (daha doğrusu kelimelerle) ilişkin olduğunun ayırdına varabilir.

Bu ilk öğrenmeden sonra, kullanıcı bu listede herhangi bir etikete tıklayarak, içeriklerin o etikete göre filtrelendiği başka bir sayfaya gider genellikle.

Etiket bulutuna eleştiriler

Şimdi doğrudan bu arayüze eleştirilerimi sıralamak istiyorum. En temelde yatan eleştirim etiket listelerinin ve özelde etiket bulutlarının navigasyon (yönelim) açısından çeşitli sıkıntılar barındırdığı yönünde.

  • 1. Etiket bulutları hızlı görsel algılamayı sağlasa da, bir sonraki aşama için kısıtlayıcı oluyor. Büyük kelimelerin yanında nitelik olarak aynı sayılacak küçük kelimelerin algılanması güçleşiyor.
  • 2. Etiket listelerinin içinde aradığınız şeyi bulmak çoğu zaman mümkün değil, çünkü genelde sıralı olmaktansa rasgele ya da en son girilen etikete tarihine göre sıralanıyorlar. Bu da rasgele bir içeriğe navigasyon anlamına geliyor.
  • 3. Etikete tıklayıp bir sayfaya gittiniz diyelim. Çok az içerik sadece tek bir etiketle nitelenir. Bu yüzden o anda bulunduğunuz etiket , o içeriği çok az niteliyor olabilir.
  • 4. Bu tip etiket listeleri genellikle “tek tıklamayla” çalışır. Çoklu seçme şansınız olmadığı için o andaki etikete gidersiniz ve başka türlü bir filtreleme yapamazsınız. Hele ki tıkladığınız etiket bir haber sitesindeki “Haber” etiketiyse!
javascript ve asp.net ‘in ikisini birden içeren bir yazıya nasıl gideceksiniz?

Bu sakıncaları düşündükten sonra aklıma başka bir arayüz geldi. Temel olarak şunlar olmalıydı :

  • 1. Çoklu seçme özelliği
  • 2. Etiketlerin alfabetik ya da başka türden “mantıksal” sıralaması
  • 3. Seçim yapılıp içeriği getirme işlevi çağrıldığında, seçilenlerin etiketlerin vurgulanması

Aşağıdaki çalışmayı yaptım akabinde bu konuları çözümlemek için. Çalışan bir örneğine şuradan ulaşabilirsiniz  : Multi-check Tag DEMO

Bunun sadece bir örnekleme olduğunu hatırlamak lazım. Etiketler seçilir. Filter tuşuna basılır. Filtrelenen etiketler farklı bir stille görüntülenir. Etiket bulutu-listesi sistemine göre 1 adet daha fazla tıklama gerektirmesine rağmen, çoklu etiketle filtreleme işlevine izin vermesi nedeniyle bir çok durumda daha kullanışlı olduğunu düşünüyorum.

Yukarıdaki demo jquery (1.3.2) ile yazdığım basit bir script ve css ile çalışıyor.  Buradan indirebilirsiniz.

Etiketler, kategoriler ve arayüzler

March 16th, 2010

“Etiket” dediğimiz şey, son yıllarda bilgi sınıflandırması alanında internet ile birlikte öne çıkan bir şey.

Wikipedia ‘da

In online computer systems terminology, a tag is a non-hierarchical keyword or term assigned to a piece of information…

olarak tanımlanıyor. Yani etiket; hiyerarşik olmayan ve bir bilgi parçasını nitelemek üzere atanmış kelime ya da kelime öbeği.

Bu tanımı matematiksel olarak formelize edeyim :


0.0 Pozitif doğal sayılar kümesi N+ ile tanımlansın.

0.1 d bir veri parçacığı , D verilerin evrensel kümesi olsun. d elemanıdır D.

1. W evrensel kümesi dünyadaki bütün kelimelerin elemanı olduğu küme olsun.

2. w elemanıdır W.

3. $W , W ve bütün alt kümelerinden oluşan kümeyi kapsayan evrensel küme olsun.

4. $w elemanıdır $W.

5. $w = {w1 ve w2 ..... ve wn} | n elemanıdır N+ olarak seçilebilir.

6. Cebirsel işlem tanımına uygun biçimde tanımlanan ve kümede hiyerarşi (büyüklük,küçüklük,bağlılık,kapsamalık vs tüm operatörler için); her $w elemanıdır $W için, $w[k] = $w[n] | n ve k elemanıdır N+.

7. #f fonksiyonu, $w etiketinin nitelediği bilgiyi getiren fonksiyon olsun:
#f($w[1],$w[2],...,$w[n]) = #f($w[1]) A #f($w[2]) A .... #f($w[n])

8. #f fonksiyonu :
#f($W) = d[1],d[2],...,d[n] | n elemanıdır N+ olacak şekilde bir veri kümesi üzerinde tanımlıdır.

9. #f ve #g fonksiyonu için :
#f($w[k]) = S1{d[1],d[2],...,d[x] };
ve
#f($w[n]) = S2{d[1],d[2],...,d[y] } iken n<>k olmak koşulu ile S1 = S2 => #f($w[k])=#f($w[n]) denir.

Şimdi bu temeller üzerinde devam edebiliriz

Etiket(ler) ilişkide bulundukları bilgi parçasını tanımlayan “metadata“lardır. Etiket kullanımının temel amacı; nitelenmek istenen bilgi parçacığıyla etiket kelimesi arasında özgür bir ilişki kurmaktır. Burada verinin, “metadata”sı belirlenirken taxonomy yerine folksonomy geçmektedir.

Bilgi parçacığıyla karşılaşan ya da bilgiyi üreten her birey için, veriye bir veya birden çok “metadata” ilişkilendirme imkanı sağlanmasıyla birlikte, kategorizasyonun rijid, katı yapısı ve içerme / içinde olma mantığı yerine etiketlemenin ilişkilendirme, tanımlama mantığı, kategorizasyonlu sistemlerin gerektirdiği zihinsel eforu azaltmaktadır.

Bir başka avantajı ise etiketlemenin, herhangi bir veriye sürekli olarak uygulanabileceğidir. Böylelikle verinin sınıflandırması işinin de sürekli güncellenmesi sağlanmış olur. Kategorizasyon güncellemeleri ise ancak fasılalar halinde önceden planlanarak yapılabilir.

Veri sınıflandırmasını, bir arama problemi olarak düşünürsek

Kategorizasyon (hiyerarşik sınıflandırma), en genel ve yaygın yöntemiyle sonuca ulaşmak için sadece bir gidiş yolu sunar. Etiketlemede ise :

#f($w[k]) = #f($w[n]) olan iki etiket bulabiliriz. Yani iki farklı etiket aynı bilgi parçacığına gidiyor olabilir. Buna “synonym” denir. Öte yandan #f($w[k]) birden fazla veriyi de gösteriyor olabilir. Buna da “homonym” denir.

Modern web veri sistemlerinde (örneğin yazdığım bu blogda) , bu iki durum da gerçekleşir. Örneğin “web 2.0″ etiketi altında hem birden fazla yazı vardır , hem de web 2.0 yazılara ulaşan birden fazla etiket vardır.

$w1 = "web 2.0"
ve
$w2 = "web" => #f($w1) < #f($w2)
olabilir örneğin. Ama etiketlemenin hiyerarşik olmayan doğasından ötürü,
#f($w1) elemanları #f($w2) in elemanlarını içeriyor da olabilir.

Bu tamamen etiketlenen veri yığınının özelliklerine bağlıdır ve etiket semantik bir içerik taşımadığı için bilgi sınıflandırılmadan önce öngörülemez.

Ki burada etiketlemenin dezavantajlarına geliyoruz

Etiketlerin semantik bir özellik taşımaması nedeniyle veri (D) ve onun alt kümeleri ($D) hakkında sınıflandırma yapmamız mümkün değildir. Sadece $D ‘lerden yola çıkarak D hakkında fikir sahibi olabiliriz.

Yanlış yazımlar da işin ayrı ve uygulamadaki bir boyutu. Aslında “folksonomy” kavramı içinde yanlış yazım olmaması , zaman içinde güncellenen bir “metadata” nın içinde hataların minimize olması beklenirken, uygulamada genelde bu olmaz. Çünkü verilerin etiketleri, metadatayı oluşturan toplulukça sürekli güncellenmez.

Bu karakteristikleri aslında etiketlemeyi aynı zamanda güçlü kılan özellikler

Bu yüzden, gittikçe kullanımı artan (özellikle web 2.0 trendiyle birlikte) , “collobrative tagging” ile topluluğun hep birlikte bir veriyi anlamlı kılması ile uygulama alanlarını pekiştiren bir yöntem etiketleme. Özellikle de 2012 yılında dijital veri miktarının 2008 e göre 5 kat artış olacağını düşünürsek çok ta önemli. Çünkü önümüzdeki yılların işi bu: veriyle uğraşmak, onu sınıflandırmak vesaire.

Web 2.0 uygulamalarla birlikte, bir çok arayüz çıktı tabi web için. Bu altyapıyı edindikten sonra yazının II. bölümünde o işe bakacağım. Bazı durumlarda yeterli gelmeyen şeyler var gördüğüm, onları paylaşmak istiyorum.

E-ticaret : Müşteriler ne bekliyor?

December 3rd, 2009

Friendfeed’de e-ticarette müşteri memnuniyetiyle ilgili tartışmayı (http://ff.im/cmwzO) görünce Pazarmetre.com ortağı iken yaptığım bir araştırmanın daha önce çeşitli yerlerde de yayınladığım sonuçlarını paylaşmak istedim. Bu anlamda yapılmış az sayıda çalışmadan biri olduğuna inanıyorum. Ayrıca bu çalışma sektör için başarının hızlı tedarik ve sevkiyattan geçtiğini gösteriyor. Müşteriler, daha iyi hizmete daha yüksek fiyatlar ödemeye her zaman hazırdır ne de olsa.

Pazarmetre kullanıcıları e-ticaretten neler bekliyor?

Müşteriler neler bekliyor?

Merhabalar,

E-ticaretle ilgili olarak geçmişte çizilen vizyonlardan biraz daha uzakta gibi görünüyoruz. Tüm ülke hatta tüm dünyaya hizmet verebilecek bir sanal mağaza açıp, çok az çalışan ve düşük maliyetlerle, geniş bir yelpazeye yayılmış makul fiyatlı ürünleri satabilmeyi sağlayacağını düşündüğümüz gelecek yaklaştığında ; tedarikçikler ve lojistik partnerleriyle entegrasyonu sağlama, ürün spesifikasyonlarında sektörel bir konsolidasyona gidip insan gücüyle sürekli yeni baştan veri girmeye dayanan maliyetli yöntemlerden kurtulma, etkili bir müşteri ilişkileri yönetimi geliştirmek gibi çözülecek yeni problemlerle karşı karşıyayız. Ne var ki öncelikler doğru belirlendiğinde; bunların hiç biri çok pahalı çözümler değil. Üstelik bunları tamamlamak e-ticaretin özündeki coğrafyadan ve insan gücünden bağımsız verimli, karlı bir iş fikrini tekrar gerçeğe çevirebilecek tek yol.

Öncelikleri doğru belirlemek için müşterinin taleplerine odaklanmak gerektiğini düşündüğümüz için , pazarmetre.com’a gelmiş müşteri yorumlarını konularına göre grupladığımız bir çalışma yaptık.

Olumsuz yorumların dağılımları:


  • Müşteri hizmetlerinden mutsuzum 36,48%
  • Teslimat süresinden mutsuzum 25,67%
  • Gelen ürün hatalı veya bozuk (ayıplı mal) 14,86%
  • Stokta var diyorlar yok 12,16%
  • Diğer 6,75%
  • Fiyatlarından mutsuzum 4,00%

Olumlu yorumların dağılımları :

  • Teslimat süresinden memnunum 41,15%
  • Müşteri hizmetlerinden memnun 27,57%
  • Fiyatından memnunum 20,16%
  • Diğer 9,46%
  • Ürün stokta var bilgileri genelde doğru 1,64%

Sonuçlarla İlgili Yorumlarım :

Yukarıdaki dağılımlar; pazarmetre.com’a gelen tüketici yorumlarının konulara göre dağılımlarını gösteriyor. Bu dağılımlar çıkarılırken 500 den fazla tüketici yorumu incelenmiştir. Yorumların olumlu / olumsuz ayrımı , tüketicinin alışveriş deneyiminin geneline verdiği 5 kademeli puan ile yapılmıştır ; 1 ve 2 puan olumsuz, 4 ve 5 puan olumlu yorum olarak değerlendirilmiştir.

Tüketicilerin olumsuz yorumlar yapmaya, olumlu yorumdan daha eğilimli olduğu kanısının aksine, olumlu yorumların olumsuzlardan 3 kat daha fazla olduğunu gördük. Yani tüketici memnuniyetini de yazıyor, puan verirken cimri davranmıyor.

Olumlu yorumların dağılımına baktığımızda; hızlı bir sipariş sürecinin müşteri üzerinde çok etkili olduğunu görüyoruz. Öyle ki olumlu tecrübelerin neredeyse yarısında bu vurguya rastlamak mümkün. Hızlı ve gerçekten takip edilebilir bir sipariş süreci, müşterinin satıcıya olan güvenini artırıyor; ayrıca müşteri hizmetleri ve destek hatlarına duyulan ihtiyacı azaltıyor. Bunu, olumsuz yorumlarda 1. sırada bulunan müşteri hizmetleri ve destek hatları memnuniyetsizliğinin olumlu yorumlarda 2. sıraya inmesinden çıkarıyoruz. Sipariş tesliminde ne kadar başarılı bir e-ticaret sitesiyseniz , telefonlarınız da o kadar az çalıyor.

Sipariş sürecinde yaşanan sıkıntılara çözüm önermek bu yazının konusu değil fakat hızlı bir tedarik ve teslimin, müşteri tatminini arttırıcı ve bağlılık (loyalty) sağlayıcı olduğu da aşikar. Fakat yine de söylemeden geçmeyelim: e-ticaretin başarısı için gerekli gördüğümüz en önemli unsurlardan biri tedarik ve teslim sürecinde ,tedarikçiler ve lojistik partnerleriyle kurulacak verilmli iş birlikleri ve çalışan entegrasyonlar.

Olumlu yorumlarda ikinci sırada bulunan, müşteri hizmetleri ve destek hatları konusunun olumsuz yorumlarda birinci sırada olması hakkında fikrimizi yukarıda belirtmiştim. Tüketicilere en sıkıntı veren şey; sorun yaşadığında web sayfalarına ve soğuk formlara bakıp ne yapacağını bulmaya çalışmak. Önemli bir nokta da ; destek hatlarına ulaşan müşterilerin, destek hatlarını ve müşteri temsilcilerini yetersiz bulması. Evet, ilk iş olarak müşteri hizmetleri aramak Türkiye’de e-ticaret kullanıcıları arasında çok yaygın bir durum. Siparişi teyid etmek için, yardım linklerinden ya da SSS bölümlerinde ulaşılabilecek basit bilgileri sormak için, ürünün stok durumunu öğrenmek için, yada teknik bir konuda danışmak için, müşterilerin düşünmeden telefona sarılmaları doğal bir eğilim. Fakat allahtan e-ticaret sitelerinin bu konuda yapması gereken çok açık.

Doğru ürün ve güncel stok bilgisini sunabilmenin, alışveriş süreci boyunca müşteriye yardımcı olacak bilgilendirmelerin yapılmasının ve kullanılabilirlik testleri geçirmiş web arayüzlerinin ve tabii ki; yine şu konu; hızlı ve takip edilebilir, tedarik ve sipariş sürecinin bu müşteri hizmetleri şikayetlerini azaltmada fayda sağlayabileceğini düşünüyoruz. Konunun sonunda da soruları yanıtlayan ,sorunları çözen bir müşteri hizmetlerinin; müşterinin hakkı olduğunu belirtmeliyiz. Müşteri her zaman haklı değil midir?

Olumlu yorumların yaklaşık %20 sinde ise “Fiyatından memnunum” vurgusuyla karşılaşıyoruz ki bu oran 3. sıraya tekabül ediyor. Burada dikkati çeken; müşteri memnuniyetsizliklerinde fiyat faktörünün çok daha düşük, %4 olması. Bu e-ticaret sitelerini ne kadar düşük marjlara zorlasa da, tüketicinin fiyat araştırma alışkanlığını değiştirmeyeceğini gösteriyor. Aynı zamanda da sipariş sürecinin diğer unsurlarının fiyattan daha önemli olabildiğini.

Olumsuz yorumlarda, gelen ürünün ayıplı mal olması veya farklı bir ürün gönderilmesi durumunun %15 civarında olduğunu görüyoruz. Hatalı veya yanlış ürün gelmesi oldukça sıkıntı yaratan bir durum çünkü bütün sipariş sürecinin baştan yaşanmasını gerektiriyor. Üstelik her zaman sipariş edilen telefonun istenen rengi temin edilemeyebiliyor. Bu, müşteri tatminini oldukça olumsuz etkileyen bir faktör.

Stok bilgisinin güncelliğinin tüketici için olan öneminden daha önce bahsetmiştik. Bir ürünün erişilebilirliğinin, satın alma kararında etkili olduğu zaten süpriz bir yorum değil. Tedarikçilerle yapılacak entegrasyonların ve verimli bir stok yönetimi kullanmanın faydalarını öngörebiliyoruz.

E-ticaretin büyümekte olduğunu ve bu büyümenin bir çok sorunu beraberinde getirdiği bugün sektörün gayet iyi bilinen bir gerçeği. Artan müşteri talepleri, rekabet, düşük kar marjları, tamamlanmamış entegrasyonlar ve IT problemleri. Tüm bu olumsuzluklara rağmen, e-ticaretin getirdiği avantajları yaşamak ta mümkün. Bu yazının kapsamı dışına çıkan bütün bu sorunların çözümlerini bulabilmek için müşteri beklentilerine odaklanmak gerektiğini düşünüyoruz. Düzenli reklam giderlerini kısmak, backoffice maliyetlerini düşürmek, olabildiğince az çalışanla verimli ve karlı bir iş kurmak, giderek büyüyen pazarda sağlam bir konum edinebilmek için müşterilerimizin tecrübeleri ve beklentileri bize yolu gösterecektir.

Mümkün gelecekler arasında

October 12th, 2009

home_of_the_retro-future_previewGeleceğin nasıl olacağı hep ilgimi çekmiştir. Kimin çekmedi ki? Bilimkurguyla büyümüş bir kuşağız. Gelecekle ilgili en ilginç konuların başında ise (uçan arabalarla birlikte :) zeka sahibi makineler gelir.

Makinelerin bilinçlenmesi, zeki olması ilk makinelerden beri konuşulur. Siber-otomatlardan, yapay zeka algoritmalarına ve süper-bilgisayarlara kadar ne maceralar yaşandı, felsefi tartışmalar bitmek bilmedi.
Bu konuda konuşabilmek için “Computation  Theory” bilmek lazım. Örneğin Stevan Harnad’ın “COMPUTATION IS JUST INTERPRETABLE SYMBOL MANIPULATION; COGNITION ISN’T” adlı ünlü makalesini şöyle bir okumak lazım. Hesaplama kavramını bilmek lazım yani. Gödel‘i anlamak lazım.  Biraz fizikten, kimyadan, doğal bilimlerden haberdar olmak lazım.  Determinizm deyince, formel sistemler deyince muhabbeti oradan harlayabilmek lazım. Az biraz felsefe de bilmeli insan. Searle okumuş olmalı insan. Kant’ın kimi düşünceleri bile anlaşılmış olmalı. Onu da okumadıysan Roger Penrose‘nin Türkçe’ye çevrilen Kralın Yeni Usu serisini okumalı. Bunları bilmeden yapay zeka üzerine konuşmak, Counter Strike’da kevlar helmet ve şarjör almadan 8 hard botla Dust 2 oynamaya benzer. Bakmayın aslında ben de derinlemesine gidemedim bu işe.  Ayrı bir iş bu işin teorisi. Ama meraklı olduğum için, ara ara birşeyler öğrenmeden de duramadım.
İşte bu  bildiğim ve anladığıma memnun olduğum kavram, bugünkü bilgisayarların altındaki modeli açıklayan  800px-Turing_MachineTuring Makinesi kavramıdır. Ünlü İngiliz biliminsanı Alan Turing‘in geliştirdiği bu kavram her yapay zeka tartışmasında ortaya çıkar, özellikle Turing Makinesinin Durma Problemi (Halting Problem) denilen problem, yapay zekanın önündeki “bilinç” basamağını sembolize eden şeydir.

Bir de Turing testi vardır. Basitçe açıklarsam;  önünüzde bir klavye var, 2 farklı kişiyle chat yapıyorsunuz. Ama bunlardan yalnızca biri etten kemikten insan. Diğeri bir bilgisayar yazılımı. Eğer kimin bilgisayar kimin insan olduğunu anlayamıyorsanız bilgisayar Turing testinden geçmiş sayılıyor.

Burada bir yol ayrımına, felsefi bir çatala geliyoruz. Bir bilgisayarın “insanmış gibi” davranması, belirli koşullar altında “insandan ayırt edilememesi” onun insani bir akla sahip olduğunu gösterir mi? Bilinç bu mudur? Bu çok tartışılan bir konu. Belki bilincin çok başka fonksiyonları da vardır ama, ben bunun bir zeka olduğunu kabul ediyorum.

LongBet diye bir site var. Uzun vadeli iddialara girebilmeye yarıyor. Ben arasıra girip neler var diye bakarım. Orada ki iddialardan biri  (http://www.longbets.org/1)  “2029 yılının sonuna kadar hiç bir bilgisayar veya yapay zekanın Turing Testinden geçemeyecek”  diyor. Mitchell Kapor tarafından ortaya atılan bu iddiaya ,  ünlü Fütürist Raymond Kurzweil “ben varım” demiş, ve anti-tezini detaylandırmış. Hem Kapor’un, hem de Kurzweilin argümanlarını siteden okuyabilirsiniz. Ayrıca testin nasıl yapılacağına, kazananın nasıl tespit edileceğine ilişkin yönergeler hazırlamışlar. 2029 yılında (ki tam 49 yaşında olacağım) bu test gerçekleşecek ve sonucunu göreceğiz.turingtest

Siz ne dersiniz? 2029 yılında, insanla mı yoksa bir bilgisayar programıyla konuştuğumuzu ayırd edemeyeceğimiz günler gelmiş olacak mı?

Ağ dünyasının vatandaşları

October 5th, 2009

Bulmacaların topluluklarda ortak bir zekayla çözüldüğü, “cloud computing”e yönelirken insanların da büyük bir ağın içinde hızlıca iletiştiği bir dünya bu.

Medyanın değişmek zorunda olduğu bir gelecek. Haberalmanın değiştiği bir gelecek çünkü bu.  Herkesin elinde  bir kamera, herkes çevrimiçi ve mikro-bloggingler le sürekli yayım halinde.

Bunları özümsemeden internet politikalarına yön verilebilir mi?

Özümsemeden yapılan siyasetin sonucu işte bugün bulunduğumuz sansürcülük.

Örneğin Ulaştırma Bakanlığı’nın düzenlediği 10. Ulaşım Şurası hedef dökümanının ilk birkaç maddesi dışında diğer maddelerinde görülen merkeziyetçi ve denetimci anlayışı düşünüyorum.

Bu merkeziyetçi ve denetimci -aslında totaliter- anlayış iyice umudumu kırıyor. Otonom tek sesli bileşenlerin büyük çok sesli dev bir dünyanın içinde iletişmesi, bu tip hedef belgelerinde ortaya konan her vatandaşa bir e-posta, güvenlik yazılımlarına daha fazla önem verilmesi gibi amaçlarda açıkça gözlenen,konvansiyonel yönetim ve düzenleme paradigmasından kaynaklanan düşüncelerle çatışıyor.

Dağıtık anlayışı özümsemiş politikalara ihtiyaç var.

Viva Netdaş!

September 24th, 2009

opera 10 release

Dün gece saat 01:15 sularında kendimi Opera 10.0 versiyonu “About” sayfasındaki her satırı okurken yakaladım.

“Ne yapıyorum ben” diye kendime sordum. Sanırım kabul etmesem de bir tür “nerd”tüm ben de. İnternet’le düşüp kalkan, son 10 yılını internetsiz geçirmemiş bir kuşağın üyesi.

“İnternet olmasaydı hayatımda neler olmamış olurdu?” sorusu geldi ardından. Bir sevgilim, bir sürü arkadaşım hayatımdan silinirdi. Uzun süren sabahlamalarda yaptığımız konuşmalar silinirdi. Ta IRC zamanlarından bu yana. ICQ yeşil çiçeğiyle hayatıma giren, MSN’le başka boyutlara geçen anlık mesajlaşma hadisesi de.

Bir daha asla izleyemeyeceğimi sandığım bir sürü eski televizyon, video kaydını izlediğim anlarda yaşadığım o tuhaf mutluluk hissi; YouTube.

Unuttuğum, izini kaybettiğim arkadaşlarım, forumlarda yapılan bitmek bilmez tartışmalar, etkinlikler, doğum günleri hatırlatmaları, fotoğraflarda etiketlenmeler, yeni arkadaş edinmeler: 80630.com, Facebook, FriendFeed ve şimdi aklıma gelmeyenler.

Paylaşımlarım, yazdıklarım, çizdiklerim, başka yazılan çizilenlere yaptığım yorumlar; DeviantArt, güncem.com, myspace.

Sevdiğim şarkılar : LastFm, Pandora.

Mesleğimle ilgili araştırdığım binlerce yazı, makale.

Ansiklopedik bilgi kaynağımız : Wikipedia.

Kutsal bilgi kaynağımız: Ekşi Sözlük ve okunan yüzlerce saçma / harika entry.

Gördüğüm binlerce fotoğraf, sayısız video, tıkladığım binlerce, onbinlerce link. StumbleUpon. Delicious.

Okuduğum haberler, okumayıp kapattığım başka haberler, paylaştığım haberler. Digg.

Aldığım e-postalar, gönderdiklerim, heyecanla beklediklerim, geldiğinde canımı sıkanlar. Gmail.

Farkına vardığım bambaşka dünyalar, başka insanlar. Bloglar. Twitter.

Bizbize, ailecek P2P ve elbette temiz ferah 3+1 Torrent.

Hayatıma bir çok şeyden daha büyük lezzetler katan Shakespeare-vari “Ya Nasip” dublajı.

Dünyanın en kafası başka yerde insanı: “Ali Dalyan Tuncay“.

Ve başka bir sürü harika şeylerle dolu internet.

Herkes kendininkileri ekleyebilir.

Bütün bunların hayatımda olmadığını hayal ediyorum sonra:

YouTube’nin yasaklandığını, Facebook, MySpace sitelerin çeşitli nedenlerle kapatılmaya çalışıldığını,Torrent ve P2P nin engellendiğini.
Wordpress’in , Blogspot’un kapatıldığını.

Çeşitli bahanelerle, bir yasa maddesine dayandırılarak, tümden. Süresiz. Bir süreliğine.

Sonra internetin bir bakanlığın denetimine alınarak, her tarafına “Mobese” gibi izleme sistemlerinin yerleştirildiği geliyor gözümün önüne.

Üstüm başım kirlenerek özgürce oyun oynadığım bu sivil sokağın, karanlık gri binaların gölgesiyle yutulduğunu, özgürlüğümün yok olduğunu hissediyorum.

Gözlerimi açtığımda, artık bu hayal değil. Bugüne kadar yasaklanmış 6000 site. Milli internet hedefi.

O kendimi ait hissettiğim özgür ve renkli ülkenin her vatandaşı için -gecenin şu vaktinde uyanık ya da uyuyor olabilir- düşüncesi ne olursa olsun, fikir ve ifade özgürlüğü, izlenmeden ve gözetlenmeden yaşama-mahremiyet- özgürlüğü istiyorum.

“Net”‘in benim hayatımın bir parçası olduğu anlaşılsın istiyorum.

Bu yüzden bağlantıya geçip, “sanal” vatanlarının özgürlüğü için sesini yükselten net vatandaşlarının arasında kendi yerimi alıyorum.

Bu yüzden kendimi bir “netdaş” olarak görüyorum.

Özgür internetin özgür netdaşlarına selam olsun.

Bize bir şey olmaz

September 23rd, 2009

Denetim ve Sansür

Türkiye’deki internet kullanıcıları bayram tatiline şok bir haberle girdi : MÜYAP’ın açtığı dava sonucu içinde MySpace ve LastFM’in de bulunduğu 100 kadar internet sitesi mahkeme kararıyla engellendi.
Sorun telif sorunu elbette. (http://tinyurl.com/nmgrv8)

Sansür, Türkiye’de internet toplumunun bir gerçeği. Bu gerçekle yaşamaya da alıştık:  OpenDNS kullanımı,   başka türden DNS “hack”leri ve en acıklısı da Proxy (vekil) sunucular üzerinden başka bir ülkeden  bağlanır gibi sansürün üzerinden atlamak. Aynen ülkemizde yasak olan neşriyatın, yurtdışından getirildiği yıllar gibi. Ama kısa süre sonra bu yöntemler de işe yaramayacak. Nasıl mı ?

Siyasi iktidar, interneti bir tür yayın mecrası olarak tasnif ediyor ve bir yayın mecrası olarak sınırlamak, denetlemek istiyor. Anahtar kelime “denetim”. Denetim, internette hangi içeriğin olabileceğini, hangi içeriğin Türk vatandaşları tarafından görüntülenebileceğini ve dolayısıyla internetin ne olması gerektiğini belirlemek demek. Bunun için, ellerinden geleni yapıyorlar. 5651 yasası ile internetin total denetimi yolu açılmış, ve BTK (Bilgi Teknolojileri Kurumu) kurularak Ulaştırma Bakanlığına bağlanmıştı. Bunları hepimiz biliyoruz.

Siyasi iktidar, interneti “Türk Telekom”dan farklı görmüyor. İnternet bir iletişim altyapısı demek sadece ve bu yüzden denetlenmeli ve yönetilmelidir. Ulaştırma Bakanlığı bu yol haritasının içinde önemli role sahip. Yol haritasını daha net anlamak için “2023 için 105 hedef”  (http://tinyurl.com/m26y8o) yazısı okunabilir.

Bilişim suçlarını izlemek için emniyet’in görevlendirilecek olmasını da bu yazıda söylenenlerin yanına koyduğumuzda; internete bağlanmak için TC Kimlik numaranızın istendiği ve tamamen Ulaştırma Bakanlığı tarafından denetlenen totaliter bir internet geleceğini görüyoruz. Aynen Çin’de, her alınan bilgisayara yüklenmesi zorunlu, izleme-filtreleme yazılımı olduğu gerçeği gibi.

Abarttığımı düşünenler olabilir.  Burası Çin değil, biz başka bir lige , Avrupa ligine aitiz, isteseler de yapamazlar diyenleriniz olabilir. Fakat dünya da tozpembe değil. Alın işte en son Fransa’da HADOPI 2 ve LOPPSI 2  (http://tinyurl.com/mh7278) yasası meclisten geçti.

Yani konjonktür bu yönde. Bütün dünyadaki iktidarlar, interneti denetim altına almaya, her internet kullanıcısını mouse hareketlerine kadar izlemeye çalışıyorlar.  Global bir ölçekte çocuk pornosuna karşı girilen savaşı hatırlayın. Bütün dünyada aynı anda çocuk pornosu denilen garabet ve kimsenin ne olduğunu pek bilmediği şeye karşı bir savaş başlatıldı. Kimsenin hayır diyemeyeceği bir sebep ve ilk adımı atılan denetim. Tutuklanan kişilerden sadece 1 tanesi Türkiye vatandaşıydı.

Bizim siyasi iktidar da -en iyi yaptıkları şeylerden biri bu olduğu için- bu yeni konjonktüre uyum gösterecektir. Alın işte Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım’ın bir açıklaması bunun en iyi delili :

“İnternet yolu ile basın suçlarının oluşmaya başladığına işaret eden Yıldırım, bu nedenle genel bir düzenleme ihtiyacının ortaya çıktığını belirtti.

Yıldırım, “Gazete ve televizyonlarda olduğu gibi, bu sitelerin sahipleri, sorumlu yazı işleri müdürleri, muhabirler falan hepsinin sorumluluklarını belirleyen, herhangi bir suç olması durumunda bunlara yapılacak işlemleri de tarif eden kapsamlı bir bilişim suçları kanun tasarısı Adalet Bakanlığı tarafından hazırlanıyor. Biz de buna işin teknik yönü itibari ile destek veriyoruz. Bu gerçekleştiğinde, internet ortamında işlenen çok çeşitli suçların daha titiz takip edilmesi, mağduriyetlerin önlenmesi mümkün hale gelecektir” diye konuştu.”

Nedir bu işin bahsedilen “teknik yönü” ve nedir “internet ortamında işlenen çok çeşitli suçların titiz takibi“.  Bir düşünün.

Unutmayalım ki bu bir özgürlük mücadelesi.  Mücadele etmeden kazanmamız mümkün değil.

Tepki göstermek için bir araya geliyoruz (http://friendfeed.com/netdas), sansür tarihi hakkında bilgileniyoruz
(http://tinyurl.com/mwjvbc) ancak siyasi iktidarın sesi çok daha baskın çıkıyor. Demek ki silkinip daha çok bağırmalıyız. Bu amaçla 26 Eylül günü  bir “Netdaş” toplantısı düzenliyoruz. İnternet vatandaşları olarak evrensel bir özgürlük istemi içinde kendi ülkemizdeki özgürlüğümüzü isteyeceğiz : özgür internet ve mahremiyet hakkı.

Türk halkı için kredi vakti

September 8th, 2009

Borç ve kredi birbirinden ayıramadığımız iki kavram. İnsanlar borçlanmaya ve bu borçlarını banka kredileriyle finanse etmeye alıştılar, özellikle son 5 yıl içinde. Doğru krediyi seçmenin önemli olduğunu düşündüğümden 6 ay kadar önce İhtiyacımKredi.com girişimini başlatmıştım. Site sadece bireysel ihtiyaç kredilerine odaklanmış olmasına rağmen kullanıcı trafiği açısından beklentilerimi oldukça tatmin ediyor.

ihtiyacim_kredi

Bu sürekli artış trendinin gerçek hayatla bağlantılarını araştırıyordum ki, karşıma İstanbul Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler Odası’nın (İSMMMO) hazırladığı bir rapor çıktı.

Bu raporda ailelerin bankalardan ve tüketici finansmanı sağlayan şirketlerden kullandığı krediler, kredi kartı bakiyeleri araştırma konusu edilmiş.

Sonuçlara bakıldığında 2005 yılında Gayrisafi Yurtiçi Hasıla (GSYİH) içindeki payı % 7,9 olan bu borçların, 2008 yılında müthiş bir artışla % 13,6 ya çıktığı ifade edilmiş. Ailelerin üzerindeki, GSYİH’in % 13,6 sını bulan bir borç yükü gerçekten çok korkunç bir değeri ifade ediyor.

Türk halkı da bu borç yükünü başka kredilerle finanse etmeye çalışıyor. Buradaki esas sorun; ekonomideki daralma ve krizin yarattığı işsizlik. Her geçen gün daha çok birey ve aile ödeme güçlüğü yaşıyor ve bu sarmala gömülüyor. BDDK verilerine göre her ay 120-130 bin yeni kişi borcunu ödeyemez hale düşüyor. Bu durumdaki toplam borçlu kişi sayısı 1,6 milyon!

Ailelerin tasfiye olunması gereken kredi kartı borcu 3,6 milyar, bireysel kredi borcu 3,1 milyar TL civarına yükselmiş. Yılbaşından bu yana tasfiye olunan kredi kartı sayısı % 52 , bireysel kredi oranı ise yüzde 68 artmış.

Dehşetli bir sıkışmanın yaşandığı, Türk halkının borç sorununun ciddi noktalara ulaştığını görüyoruz. Bu sıkışmada aile bütçesini denkleştirmek, ya da harcama yapabilmek için başvurulan çözüm kredi kartı oluyor. Bu da sorunu daha da derinleştiriyor. İSMMMO Başkanı Yahya Arıkan’ın belirttiği üzere bireysel kredi koşulları kriz zamanında sıkılaştıkça kredi kartı kullanımı artıyor, fakat yüksek faizler sorunu daha da derinleştiriyor.

TOBB ve Rifat Hisarcıklıoğlu öncülüğünde hükümetin de desteğiyle düşünülen ve kredi kartı yerine , ihtiyaç kredilerini kullanmayı özendirmeyi amaçlayan bir çalışma vardı. Sonuç olarak somuta dönecek mi , nasıl dönecek bilemiyorum ama ortada siyasi iradenin ve belki de başka kesimlerin de ilgilenmesi gereken ciddi sorunlar ve bunları ifade eden rakamlar var.

İhtiyacımKredi.com’un ziyaretçi trafiğini arttırsa da , toplumumuzdaki bu borç yükü uzun süre sürdürülebilir değil.