Korsanlar ne yapacak?
Korsan yuvası darmaduman
Bakıyorum da Türkiye Korsan Partisi kurulması konusunda dönen tartışmalar telif haklarına odaklanmış.
Bence tek başına doğru değil. Çünkü esas ve öncelikli konumuz kişisel haklar olmalı. Türkiye’de kişisel haklar konusunda çok gerideyiz unutmayın. Esas mücadele burada verilmek zorunda.
Gelelim telif haklarındaki esas probleme: özgür paylaşım ve P2P , napster den bu yana sonunda hep kaybediyor. Sorun bu. Pirate Bay’ın kurucuları büyük cezalar aldılar , sonuçta korsan yuvasını satın alan Global Gaming Factory şirketi telif hakkı sahiplerini de koruyan yeni ve kullanıcı ücretlendirmesine dayalı bir iş modeline gideceklerini açıkladı. Ağustos ayında bu sistem tamamlanmış olacak. GGF Ceo’su Hans Pandeya şöyle buyurmuş : “İçerik sağlayıcıların ve telif sahiplerinin, site üzerinden indirilen içerikten ödeme almalarını sağlayacak yeni bir sistemi oluşturacağız.” İşte olay bu. Mağlubiyet. Korsan üssünün İngiliz Kraliyet Donanması tarafından basılıp dağıtılması.
Ama durun, P2P hiçbir yere gitmeyecek.
Neden mi? Çünkü hem teknik olarak engellenemez hem de bir insan hakkı.
Olaya telif sahiplerinin hakkı ne olacak diye baktığımızda sanırım kimse Sezen Aksu’nun yeni bir şarkısında hiç para kazanamamasını istemez, ya da George Lukas’ın yeni bir film için para bulamayacak olmasını. İçimiz, haktan yana olan insanlar olarak buna izin vermez.
Ancak gördüğüm kadarıyla bu konuda konuşan birçok kişi henüz Pirate Party bildirgesini okumamış bile. Korsan Parti, telifin tamamen kaldırılmasını değil, kamu yararına düzenlenmesini savunuyor.
Hemen açıklamak istiyorum : kitapçıdan bir kitap alıp okuduğunuzda bunu arkadaşlarınızla paylaşabilirsiniz, bir filmin dvd sini aldığınızda bunu arkadaşınıza ödünç verbilirsiniz. Oysa internet üzerinden bunu yapamazsınız. Bu suçtur. Halbuki paylaşım, doğal bir insan hakkıdır. Telif sahiplerinin haklı oldukları bir nokta ve haksız oldukları diğer bir nokta var. Haklı oldukları şey, internet üzerinde insanların bir anda sahip oldukları içeriği milyonlarca kişiyle paylaşabilmeleri. Bu durumda telif hakkı sahipleri mağdur oluyor. Haksız oldukları nokta ise ürettikleri bir içerikte sonsuza dek hak sahibi olmak istemeleri. Bu süreler çok makul zamanlarla kısıtlanmalı. Fakat bu telif yasalarında değişiklik demek.
Sonuç olarak “e peki telif hakları ne olacak?” diyenlere şunları söyleyebilirim:
Hangi paylaşımlar suçtur? Hangi paylaşımlar telif hakkı ihlali sayılmaz? Arkadaşınızla kitabınızı paylaşmak suç mudur? Elbette hayır. Peki bu durumda adil bir dengeyi nasıl kuracağız. Sorun burada.
Bir yaratım, fikir eseri sonsuz süreyle üretene mi aittir. Bu sürenin uzunluğu yüzünden ne kadar çok kültürel ve bilimsel yaratıdan mahrum kaldığımızın farkında mısınız?
Teknik olarak ta engellenemez, çünkü açık kod ve açık topluluk (community) yeni formatları ve alternatif iletişim kanallarını üretecektir.
Türkiye İsveç değil
Geçenlerde mahkeme kaleminde bir işim vardı. Mahkeme kalemindeki memure, davada hakime sinirlenip küfür ettiği için esas yargılandığı suçtan değil de , “Kamu görevlisine hakaret ve kamunun manevi şahsiyetini …” bişey birşey yapmaktan (tezhir, tenkir?) 1 yıl hapis cezasına çarptırdığını söyledi. Ben de “İsveç olsaydı böyle olmazdı” dedim nedense, birtür arada kalmışlık refleksiyle. Belki İsveç’te de böyle olurdu ama, o gün beni de Türkiye’de devletle davası olan milyonlarca insanın da yaşadığı ve hissettirildiği gibi, güzel ülkemizde devlet vatandaşından üstündür ve vatandaş baskıcı yasalarla boğuşurken, devlete saygı ve sevgide kusur etmemelidir. Yoksa fena olur.
Kurulacak bir Türkiye Korsan Partisi, global ölçekte bu telif ve patent meselesine yoğunlaşırken, yerel ölçekte kişisel haklar ve mahremiyet projelerine yoğunlaşmalıdır. Birkaç gündem maddesi :
- İnternet’teki sansür akımı ve internete yönelik totaliter düşünce
- Emniyetin İnternet izleme faaliyetleri
- Emniyetin genel dijital izleme faliyetleri (örneğin Mobese)
Bu türden düşünceleri kapsamayan bir Korsan Parti hareketi benim için yüzeysel bir çabadan öteye gitmeyecek, ayrıca da üstlendiği dönüşümü gerçekleştirecek gerçekçiliği sağlayamayacaktır. Çünkü ne bir Pirate Bay davası var, ne de Türkiye, İsveç.


August 16th, 2009 at 17:00
Devran, şöyle yazmışsın:
“Bakıyorum da Türkiye Korsan Partisi kurulması konusunda dönen tartışmalar telif haklarına odaklanmış. Bence tek başına doğru değil. Çünkü esas ve öncelikli konumuz kişisel haklar olmalı.”
Doğru tabii.. Ancak telif haklarının korumak için çıkarılan kanunlar kişisel hakları direk olarak etkiliyor. Bugün bildiğim kadarı ile telif hakkı ihlali yapan sitelere, örneğin TPB’ye link vermek bile yasak internet yasasına göre. Hani ifade ve enformasyon özgürlüğü?
Yani telif haklarını bahane gösterip, düşünce ve ifade özgürlüğünü tehdit edip, kişisel haklara tecavüz eden kanunları bataklığın sivrisinekleri olarak ele almak lazım. Bunların arasında öncelik sırası diye birşey bence yok. Yani ”ilkönce TR ye demokrasi gelsin, sonra müzik ve dosya paylaşımını düşünürüz” Korsan Parti’nin üzerine alacağı bir misyon olmaz. Olursa o Korsan Parti olmaz. Esasında tüm diğer partilerin programında olması lazım kişisel hak ve özgürlükler. O sorunları çözmeye biraz g.t ister. Daha kolayı var. Biri türbancı, öbürü türbana karşı. Zaten bu kadarcık malzemeyle de iktidar olunuyor veya ana muhalefet kalınıyor.
August 16th, 2009 at 17:01
Aynen ben de telif hakları yasalarının temelde kişisel hak ve özgürlüklerin önündeki bir engel olduğunu vurgulamak istedim. Çünkü bu konudaki muhabbetlerin çoğu telif hakları yasalarının ne tür değişikliklere maruz kalacağı yönündeydi. Kişisel özgürlük tanımları üzerinde bir genişleme yaşamadan bu telif mücadelesinin verilmesinin pratik olarak ta güç olacağını görüyorum ve bu beni ülkem adına gerçekten çok üzüyor.
Şu cümlende sana katılıyorum :
Yani ”ilkönce TR ye demokrasi gelsin, sonra müzik ve dosya paylaşımını düşünürüz” Korsan Parti’nin üzerine alacağı bir misyon olmaz.
Demek istediğim bu değildi. Korsan Parti kendi politikasının sınırları içinde davranmak ve bu türden önceliklendirmelere gitmemek durumunda, haklısın. Öte yandan görebileceği işlevlerin ve politikasının sınırı, Türkiye’deki kişisel haklar çemberiyle hem yasal olarak hem de nerdeyse zihinlerde sınırlanmış durumda. Zor olan bu çemberi kırmak. Özellikle de iletişim özgürlüğü ve kişisel mahremiyet hakkı konularında. Biliyorsun, ülkemizde dinlenmeyen, izlenmeyen yok gibi. Geçenlerde pasaport almaya gidince nerdeyse bütün vücudum kayıt altına alındı. Bu yeni polis yasasıyla olan birşey. Peki yeni polis yasası meclisteyken kim karşı çıktı? Hiç kimse. Birkaç milletvekilinden başka. Şimdi aynı emniyet, yine mecliste kimsenin karşı çıkmadığı kanunlarla , heryerde ama heryerde bizi izliyor, yolda durdurup arıyor, internet kayıtlarımızı incelemeye ve izlemeye hazırlanıyor.
Cümlemde de “tek başına doğru değil” şeklinde kullandım. Bu tartışmalara girerken , “bedava mp3 indirmek istiyorum” değil, “özgür ve kısıtlanmadığım, denetlenmediğim bir dünya ve teknoloji istiyorum” diyerek kişisel mahremiyet ve özgür iletişim haklarımızı savunarak başlamalıyız.
Bu yorumu yapıp açıklık getirmemi sağladığın için sağol, yoksa yazımın giriş cümlesi hayli eksik ve yanlış olacakmış. Teşekkürler.
August 27th, 2009 at 20:42
Daha abuk bir durum var, Mesela EA den bir orjinal oyunu satın aldınız parayı bastırıp neyse oyun değil sadece materyal sizin oluyor. Yani oyun tam anlamı ile size ait olmuyor. Bu konu da eula denen zerzevat lisansın maddelerine bakılabilir. Yani ben parayı bastıracağım ama oyunu bir nevi kiralamış gibi oluyorum. Adam canı isterse oyuna erişimi kesip keyleri kabul etmeyebiliyor var mı böyle bir saçmalık yahu?